U2 Gelirmiş, Neyleyeyim
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
Bu dar aralıkta U2 hakkında yazı yazıp sonunu da Münir Özkul ile bağlıyorsam, vardır elbet bir hikmeti bu işin. Dedikten sonra, kopyalıyorum:
‘Gelirler mi, gelmezler mi; neden gelsinler ki?’ minvalinde senelerdir kopan fırtına, nihayetinde bir hidayete erdi: Evet, günahıyla sevabıyla U2; 6 Eylül 2010 tarihinde İstanbul’da. Tabii herhangi bir aksilik olmazsa. Umalım, olmasın. Zira her türlü tartışmayı bir kenara koyarsak taraflı/tarafsız hemen herkes şu noktada birleşiyor: En hiper teknolojilerle süslenmiş en über konserlerden biri olacak bu konser (Şu en’li cümleler yerine daha basit ve daha sade şeyler yazsak; abartıya kaçmadan yalın yaşasak…) Geçtiğimiz aylarda Muhsin Akgün’ün, Radikal’de, Wembley Stadı’ndaki izlenimlerini yazdığı yazıyı okuyup çektiği fotoğrafları görünce iyice kanıksadım bu fikri.
Konserin tarihi ve mekânı hakkında, organizasyona hangi markanın/kurumun sponsor olup ne kadara anlaşıldığı hususunda, ajanslar, anbean farklı şeyler yazdı takip edebildiğim kadarıyla. Kime inanacağımı şaşırmışken (kimseye inanmamayı akıl edemedim bir an için) resmi açıklamalar art arda geldi yetkili makamlardan. Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Amerika’da Bono ile görüşmüş ve gelecek sene için ‘konser sözü’ almıştı. Her ne kadar konserin Doğu ile Batı’yı birleştirmesi sebebiyle Boğaziçi Köprüsü’nde yapılacağı yazılsa da, grubun internet sitelerinde yer alan bilgilere göre son karar, bahtsız Olimpiyat Stadı oldu. Aslında bu bile, konserin gerçekleş(e)memesi için yeterli bir sebep. Belki kapasite ve büyüklük olarak en uygun yer Olimpiyat Stadı olabilir; lakin o stadın hangi zorlukları çıkartacağını tahmin etmek, hem çok kolay hem de çok zor. Kolay: çünkü bugüne kadar olanlar ortada. Zor: çünkü şakaya gelmez, ne yapacağı önceden bilinmez bir tarafı var, kuş uçmaz kervan geçmez bu stadın.
Yıllardır Türkiyeli müzikseverlerin büyük bir inatla ve ısrarla beklediği U2’nun geleceği belli olur da çeşitli şayialar daldan dala uçuşmaz mı! Bono’nun, devletin pek de hoşuna gitmeyecek şeyler söylemesi; Türkiye’deki insan hakları ihlallerinden dem vurarak protestoda bulunması gibi. E peki kötü mü olur böyle yaparsa? Olmaz. Aksine çok da güzel olur. Lakin buna benzer şeyler, geçen sene Björk’ün Kuruçeşme Arena’daki konserinden önce de konuşulmuştu. “Çin’deki konserinde Tibet lehine yaptığı çıkışı burada da yapar mı ki?” diye az yaygara kopmamıştı hani. Geçelim. Geçerken şunu da söyleyelim: bu kadar yıl sebatla yolları gözlenen birileri hakkında çeşitli dedikoduların çıkması çok doğal. Çıkmaması anormal olurdu zaten.
Gelgelelim Bono’nun muhalifliğine. Ya da gelmeyelim. Yerimiz iyice daraldı. Bu konuyu başka bir yazıda etraflıca ele alırız. Lakin bir çırpıda şunu yazayım: Sanırım yapılan yanlışlardan biri, belki de en önemlisi, tek bir Bono’nun olduğunu düşünmemiz. Çıkış noktamız bu olunca neresinden tutsak elimizde kalacak bir politik duruşla karşılaşıyoruz. Tek bir Bono yok. Düz/doğrusal çizgide ilerleyen Bono da yok. Zikzaklar çizen, bazen bir geri iki ileri, bazen de iki ileri bir geri adım atan Bono var. Tıpkı Davos’ta ‘Siz çocukları öldürmeyi iyi bilirsiniz’ deyip de, söz konusu buradaki çocuklar olunca sessiz kalan Başbakan gibi.
Ve son olarak da içine nasıl dâhil olduğumu şu an hatırlayamadığım “R.E.M. mi, U2 mu?” karşılaştırmasına değineyim. İnsan neden böyle bir kıyaslama ihtiyacı duyar; bilmiyorum. Ayrı ayrı ikisine de değer veririz. Kimini daha çok severiz, kimini daha az. Kimseyi de sorgulamayız sevgisinden ötürü. Ama illa ki bir tarafta yer alırsak, ben R.E.M. tarafındayım; Stipe’çıyım yani. Nedenlerini uzun uzun şimdi yazıya dökemem. Ama ne bileyim: Stipe, güneşli bir günde Buenos Aires’in sokaklarında çocuklarla top oynayan Maradona’ya yakın duruyorsa; Bono, FIFA Başkanı Sepp Blatter ile 2010 Dünya Kupası’nın oynanacağı statları gezen takım elbiseli Pele’ye yakın duruyor. Ya da ne bileyim: Bono, şımarık ve zengin Ferit’e bol bol nasihatler veren Hulusi Kentmen’e yakın duruyorsa; Stipe, ‘Bak beyim, sana iki çift lafım var’ şeklinde başlayan sözlerini ‘Dokunma artık aileme. Dokunma çocuklarıma. Eğer onların kılına zarar gelirse ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemiş olan ben, Yaşar Usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni. Anlıyor musun, vururum ve dönüp arkama bakmam bile’ diye bitiren Münir Özkul’a yakın duruyor.
Yazının (nedense bazan açılmayan) linki;
http://www.birgungazete.com/culture...