Sabırsızlık Zamanının Güzel Çocuklarına
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
Güzel ve yalnız ülkemin bisiklete binip uçurtma uçuran güzel çocukları için 7 Şubat tarihli sandıktan çıkan bi yazı. Direkt copy-paste yapacak olursam şöyle:
Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda
Eka, bozuk Türkçesiyle Yusuf’a ‘Peki sen en güzel yılları sosyalizm istedin de hapiste yattın’ dedikten sonra, Yusuf’tan bir şeyler söylemesini bekliyordu hiç şüphesiz. Buna rağmen Yusuf, çaresiz bir şekilde susuyordu. Yusuf lal olmuş, ölümü bekliyordu. Yusuf ölecekti. Bardağındaki çayı bitiremeden, rüzgârın uğultusunu duyamadan, yağmurdan sonra toprağı koklayamadan ölecekti. Her an ölümü bekleyen biri, her an öleceğini bilen biri nasıl konuşabilirdi ki? Yusuf nasıl konuşabilsin ki? Konuşurken düğümlenmez mi boğazı, derin bir suskunluğa gömülmez mi yüreği? Hem Yusuf konuşsa da nasıl anlatacaktı ki Eka’ya, ‘Hayata Dönüş’ operasyonunu, cezaevlerindeki işkenceleri, hayatının baharında onlarca gencin sorgusuz sualsiz idama götürüldüğünü? Anlatamazdı. Yusuf ve Yusuf gibi binlerce gencin yaşadıkları anlatılamazdı. Nokta.
Herkesin bir ağıdı vardır yakacağı. Ağıt, yakılmak için ölümü bekler. Öleni bekler. Bu yüzden kutsaldır. Ortaktır. Ortak olduğu içindir, “Sonbahar”ın gittiği her yerden ödülle dönmesi; filmin sonunda Ayşenur Kolivar’ın söylediği ‘Daim Yusuf Orti’ türküsünün bu kadar ilgi görmesi. Ve ortak olduğu içindir, “Sonbahar Film Müzikleri”nin Fransa’da 21.’si düzenlenen “Premiers Plans Festival Angers”de ‘En İyi Müzik’ ödülünü alması. Bir film, hemen herkesin yüreğine bu denli dokunuyorsa, bu denli kanatıyorsa yürekleri başka bir dille konuşmak gerekir. Sözlerle, kelimelerle değil de vicdanımızla, kalbimizle konuşmamız gerekir. Evet ben, “Sonbahar Film Müzikleri”nde vicdanın sesini duydum. Acıyı, sevinci; umudu, umutsuzluğu gördüm tüm çıplaklığıyla:
Tek suçları insan gibi yaşama isteği olan onlarca gencin direnişine tanık oldum Sumru Ağıryürüyen’in “Gençlik Marşı”nda. Yusuf’un annesiyle yıllardan sonra o ilk buluşmasının hüznünü yaşadım “Anne-Oğul”da. Gülefer Anne’nin yüzünde, oğluna hasret kalışının çizgilerini gördüm; sustum. Ruyi Ryadchenko’nun “Köyde Cenaze” eserinde köydeki cenazeye şahit olup Gürcü kadınların söylediği “Satripialo” türküsünü söyledim. “Şehre İniş” eserlerinde Yusuf’u şehre inerken hayal ettim. Uçurumun kenarına gelip de ‘aman Yusuf aman, atlama sakın’ dediğimi hatırladım buruk bir gülümsemeyle. Neyse ki Yusuf bırakmamıştı boşluğa kendini, sadece gücünün yettiği kadar bağırmıştı; bağırmasa boğulacaktı. Mikail’i duydum ‘Kar Yağar Karamişe’ türküsünde. Bir zamanlar deli dolu olan şimdilerde ise evlenip çocuk sahibi olan Mikail’i. Söylediği türküye eşlik etmeyen Yusuf’a, ‘E söyle da, sen de’ diye takılan Mikail, bilmez ki Yusuf’un ciğerlerinin iflas ettiğini. Ersin Çelik’in ‘Maa Aakag Maa’ türküsü eşliğinde yaylaya çıkarken gördüm bu iki kadim dostu. Onlar yaylaya çıkarken ben, Karadeniz’in bembeyaz bir örtüye sarılıp uyurkenki hâline hayran kaldım. Sonra Eka’yı tanıdım. Kızı için Artvin’e gelen halkın deyimiyle ‘kötü yola düşen’ Eka’yı. Her daim insan kalabilmiş Eka’nın kızından uzak, neler yaşadığının acısını hissettim. Bir kırtasiye dükkânında Yusuf’la ilk göz göze gelişine şahit oldum tıpkı eski filmlerdeki gibi. “Hey Gidi Karadeniz” türküsüyle, Eka’yla Yusuf’un kavuşamayacağını bir kez daha anladım: Hey gidi Karadeniz / Doldi da taşamadi / Etmiyelum sevdaluk / Edenler yaşamadi… Ve bir akşam Yusuf’un tulum çaldığını gördüm. Tulumdan çıkan o yanık ses Karadeniz’i, bizi esir almışken Ayşenur Kolivar’ın “Daim Yusuf Orti” ağıdını duydum. Hani Eka, Yusuf’a “Biliyor musun? Sen şimdiki zamanda yaşamıyor sanki” demişti ya, ben de şimdiki zamanda yaşamıyordum sanki. Zaman durmuştu benim için. Gördüklerime inanmıyordum. Miş’li geçmiş zamanlarda Yusuf’un hatıralarıyla kalmıştım. Kabullenemesem de Yusuf ölmüştü…
Yusuf ölmüştü; ama yenilmemişti. Yusuf oyun oynamıyordu ki yenilsin. Pişman mıydı? Değildi; çünkü o, hayatın getirdiği her şeyi seviyordu. Ölümü de. Ve ben inanıyorum ki bir gün mutlaka ‘güzel günler göreceğiz, güneşli günler.’ İşte o zaman, kim bilir belki o zaman ‘motorları maviliklere süreceğiz’ Yusuflar, Denizler, Erdallar için; her daim düşleri peşinde koşan sabırsızlık zamanının güzel çocukları için.
Sonbahar Film Müzikleri / Ada Müzik