You are hereForum / Sınavlar / Dersler / İktisat Bölümü / 2006 - 2007 / 1. dönem / Finaller / 3. Sınıf / KÜRESELLEŞMEEE
KÜRESELLEŞMEEE
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
Arkadaslar küresellesmeden gecen yıl cıkmıs sorular nelerdı acaba ve hoca derste ne soledı..bılgı verebılırsenız cok sevınızrz
İki soru oluyordu. Bir soruyu kendimiz yazıp cevaplıyorduk sanırım. Ama hoca hala aynı mı bilmiyorum..
evet aynı sanırım hoca bzde de öle sorcak cnku.pekı o soruyu hatrlayabılıyormusun acaba
Maalesef hatırlamıyorum. Sınavına girmemiştim =\
hatırlayan bırı ykmu acaba:s
1. öğretim vize soruları
1-1970 ve 1980 sonrası eski ekonomik düzenin değişmesiyle oluşan yeni ekonomik düzenin küreselleşmeye etkisi nedir? Yorumlayın.
2-Kendi sorunuzu yazıp yorumlayın.
2. öğretimin vize soruları
1) Küreselleşmeyle birlikte 1980'lerden sonra ulus-devletin ekonomideki gücünün aşındırılmasını anlatınız.
2) Kendi sorunuzu yazıp cevaplandırınız.
DEVLET YAPISI:
1-Realizm: Esas amaç devletin bir üniter devlet olduğu ve bu gücü öne çıkarmaktır.
2-Liberalizm: ekonomik liberalizm uluslararası anlamda saldırgan olmama, ekonomik ilişkilerin üst seviyeye çıkması, karşılıklı menfaat...
Tek kutuplu bir dünyaya ayak atıyoruz.Daha çok realist politika uygulanıyor.. -ABD-
Uluslararası Güç Parametreleri: G= (SV+PV)x(SZ x SP x Si)
G- güç , Sv- sabit veriler , PV- potansiyel veriler , SZ- stratejik zihniyet , Sp- stratejik planlama, Si- siyasi irade
G= [(t+c+n+k) + (ek+tk+ak)] x (Sz x Si x Sp)
t- ülke tarihi, c- coğrafya, n- nüfus, k-kültür
ek-ekonomik kapasite, tk- teknolojik kapasite, ak-askeri kapasite
Buradaki Güç çıkar ve egemenliktir.
KÜRESELLEŞMENİN BAŞLANGICI:
1-Rönesanstaki Coğrafi keşifler : Coğrafi keşifleri güçlü olanlar yapar. Amaç yeni alan keşfetmekten çok yeni alandaki sermayeyi ülkeye taşımaktır. -ticari merkantilizm-
2- 1.Sanayi devrimi -> 1. Sanayi dev. Ürünü başlangıcı : kol gcünden makine gücüne. Daha fazla kitlesel üretim ile yeni dönem yaşanıyor
3- 1. Sanayi devriminden geçen 2. sanayi devrimi -> yeni keşifler icatlar ulaştırma ve haberleşmedeki yeni boyutlar -> sermayenin küreselleşmesi
2. Dünya savaşı -> Finans kapital - Akışkan fonların sermaye piyasalarına serbestçe girip çıkması
2. Dünya Savaşının dünya ve küreselleşme adına önemli noktaları: Gümrük tarifeleri ve dünya ticaret örgütü
KRİZ YENİ DÜNYA EKONOMİK DÜZENİNİN DOĞUŞU VE GELİŞMESİ
ABDde muhafazakarlar iş başında. Piyasa ekonomisini kamu müdahelelerinden kurtarmaya çalışıyorlar. Özel kesim ağırlıklı ekonominin ağılığı ortaya çıkıyor. Ekonomide yeni dönemde gelişmekte olan ülkeler borçlarını ödeyemez duruma düşmeleri ile IMF e sokuluyor.
Kısa dönemli ödemeler borcunu kapatması için borç verir. Önemli kıstas verilen borcun dönem sonu geri gelmesidir. Kriz dönemlerinde alınan borcun geri dönmesi zordur. Krizin üstesinden krizle gelinir. IMF ödeyebilme garantisini alarak borç verir. Ve bu şekilde ülkeleri kendine bağlar.
Dünya. batı doğu ve tarafsızlar bloğu olmak üzere 3e ayrılmıştır. Batı bloğu liberal, doğu merkezi planlamaya bağlı. bağlantısızlar hangi taraf güçlüyse o tarafta.
Küreselleşmenin en büyük engeli ulus-devlettir. Türkiyeye dayatmalar bu gücün empozesidir. En önemli tekel güç kamunun elindedir.
kitaptan kaça kadar sorumluyuz?
6.üniteye kadar sorumluyuz
çok teşekkürler:)
kitapdaki konu başlıklarını yazabilirmisiniz?
yukardakı soruların cevaplarını yazabılecek arkadaş var mı acaba..çok makbule gecer gercekten.sımdıden tesekkurlerr :))
Kampüsün kırtasiyesinde de dışarıdaki kırtasiyede de ders notu yok. Hiçbir yerde bulamadım. Sanırım birçok kişi de bu durumda.
Hiç olmazsa birisi yukarıdaki soruları cevaplasın da en azından idare edecek bir puan alalım şu vizeden.
kitabı ve notu olmayan ayrıca derse hiç girmemiş biri olarak yardımlarınızı bekliyorum arkadaşlar..
hiç olmazsa ünite başlıklarını yazsa biri on numara olacak:)
En azından derse giren birileri defterinden üç beş sayfanın fotoğrafını çekip buraya koysun.
Ders kitabı Gülten Kazgan'ın Küreselleşme ve Ulus Devlet
google da aratırsanız kısa kısa bölümleri bulabilirsiniz.ben bu adrestekine; "http://www.cumhuriyet.edu.tr/edergi/makale/1337.pdf" baktım hocanın bahsettiği konular gibi geldi bana.hiç değilse bakacak bir şeyler olur elimizde :D
konular yeni ekonomik düzen ve ulus-devlet dünya ekonomisinin yapısı-YED'in doğuşu ve gelişimi,200li yılların başında dünya ekonomisinin yapısı,yeni ekonomik düzenin doğuşu,gelişimi ve ABD imparatorluğuna geçiş,yeni küresel düzenlemeler ve çevre,merkezde bölgeselleşme,küreselleşme'den ulus-devlete yansımalar derstte not tutmadığım için defteri olan biri yardımcı olursa daha ii olur
yukarki iki soruyu cevaplayacak olan yokmu elimizde not yok çünküüü
soruları cevaplayabilmek için kasmayın..kendi yazdığınız soruya zaten tam puan veriyor hoca..diğerine de birkaç bir şey yazarsınız..geçen sene herkes 100'le fln geçmişti bu dersten..
http://www.cumhuriyet.edu.tr/edergi...
kullandığım bilgisayar biraz dandik olduğu için bu adreste her ne varsa açamıyorum. adrestekileri buraya kopyalayarsanız sevinirim. şimdiden teşekkürler.
KÜRESELLEŞME VE ULUSALLIĞIN DİYALEKTİK ETKİLEŞİMİ I
Nevzat GÜLDİKEN* ve Mehmet ASLAN**
Özet
Küreselleşme, çeşitli nedenlerle tartışılmakta olan bir kavramdır. Bu kavram hem
kendi kapsayıcılığı, özgün niteliği nedeni ile hem de etkileştiği olgu ve kavramlarla
diyalektik işleyişin konusudur. Bu bağlamda, en çok etkileşim içinde olup, diyalektik
işleyişlin birlikte belirleyiciliğine tabi olduklarına inanılan ulus, ulus – devlet, uluslaşma ve
ulusalcılık kavramlarının karşılaştırmalı bir değerlendirilmesine çalışılacaktır.
Anahtar Sözcükler: Küreselleşme, ulus, ulus – devlet, uluslaşma, ulusalcılık.
Dialectıcal Interrelation Between Globalisation And Nationalism I
Abstract
Globalisation has been a concept debated on various reasons. Globalisation is a
subject of dialectical process both because of its scope and its unique characteristics and of
the facts and concepts with which it has interracted. And thus, such concepts as nation,
nation-state, becoming a nation and nationalism, which are believed to be determiners of
dialectical process as they are closely interrelated with each other, will be studied
comperatively.
Key words: Globalisation, nation, nation-state, nationalise, nationalism.
Küreselleşme kavramı kendi evrenselliği ve kapsamının dışında etkileşime
girdiği diğer toplumsal ekonomik olay, olgu, kurum ya da kavramlarla birlikte ve
onlar bağlamında da tartışılan, tartışılacak olan bir kavram. Diyalektik işleyiş hem
küreselleşmeyi hem de etkileşime girdiği diğer sosyal olguları kaçınılmaz olarak
etkilemekte ve bir tür yeni durumlar, görünümler oluşmasını sağlamaktadır. Bu
bağlamda küreselleşmenin en çok etkileşime girdiği olguların başında ulus-devlet,
ulus gelmektedir.Bu etkileşim yukarda belirtildiği üzere diyalektik işleyişin
belirleyiciliğinde bir ulusallaşma durumu, görünümü ya da olgusunu ortaya
* Doç. Dr., Cumhuriyet Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fak, Ç.E.E.İ., Sivas
** Yrd. Doç. Dr., Cumhuriyet Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fak, Ç.E.E.İ., Sivas
184 GÜLDİKEN ve ASLAN
çıkarmaktadır. Bu çalışmada küreselleşme ve diyalektik etkileşim bağlamında
ulusallık tartışılacaktır.Çalışmada öncelikle tanımı, gelişimi çerçevesinde
küreselleşme kavramı değerlendirilecek, ardından ulus, ulus-devlet ve ulusallaşma
kavramları ele alınmaya çalışılacaktır.
Küreselleşme her şeyden önce toplumsal ekonomik bir kavramdır ve sosyal
bilimlerin konusudur. Dolayısı ile hemen hemen her sosyal olay ve olgu gibi çok
ve çeşitli tanımları vardır. Marshall’ın “herhalde en özlü tanımı” diyerek
Waters’ten aktardığı tanıma göre küreselleşme “coğrafyanın toplumsal ve kültürel
düzenlemelere dayattığı kısıtlamaların azaldığı, insanların bu azalmaya giderek
daha çok fark etmeye başladıkları bir toplumsal süreç” (2005:449). Bu tanım
küreselleşmenin coğrafi sınır tanımama özelliğine vurgu yapmaktadır ki bu yanı ile
Kongar’ın küreselleşme tanımı ve açıklamalarının bir tür öncülü gibidir.Şöyle ki:
Kongar’a göre “küreselleşmenin iki kaynağı var. Küreselleşmenin kaynaklarından
bir tanesi teknolojik. Öteki siyasal. Küreselleşme önce bir teknoloji devriminin,
yani bir teknoloji ihtilalinin sonucu olarak ortaya çıkıyor. Telefon ve bilgisayar,
ikisi bir arada geliştiği için yepyene bir teknoloji, İletişim ve Bilişim Devrimi
doğuyor” (2005:18-19). Esasında Kongar’ın ikinci kaynak dediği siyasal kaynak ta
teknoloji kaynağının etkilediği, belirlediği bir olay oluyor. Yani “küreselleşmenin
ikinci kaynağı bir siyasal olay: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin
çökmesi.” Tıpkı yukarıda verilen tanımdaki coğrafyanın sınırlayıcılığının azaldığı
bir süreç nitelendirmesi gibi. Nitekim Kongar teknolojinin belirleyiciliğini
küreselleşme tanımında da vurguluyor: “Küreselleşme, dünyanın yaşadığı Tarım ve
Endüstri Devrimlerinden sonra ortaya çıkan üçüncü büyük devrimin, İletişim-
Bilişim Devriminin görüntülerinden biridir” (2005:23).Kuşkusuz birçok tanım daha
vermek mümkündür. Örneğin ekonomik nitelikli bir tanıma göre “küreselleşme
sözcük olarak, dünyanın bütünleşmiş tek bir pazar haline gelmesini ifade
etmektedir” (Şaylan, 1997:10). Ya da siyasal bir tanım olarak “küreselleşme
kavramı uluslararası pazar güçlerini kayıtsız, şartsız teslimiyettir” (Işıklı, 1997:12)
Benzer bir yaklaşımı benimseyen Boratab ise daha açılımlı bir biçimde şöyle
demektedir: “emperyalizm olgusu olduğu gibi süre gelmektedir; ancak bir
çözümleme aracı olarak emperyalizm kavramı ortadan kalkmakta ve yerini
küreselleşme kavramına bırakmaktadır” (2004:21). Açıklamalarında merkez-çevre
kavramını kullanan Kazgan ise bu kavramlar eşliğinde küreselleşme ile ilgili olarak
şunları söylemektedir. “ Son çeyrek yüzyıldır dünya ekonomisini artan bir ivme ile
şekillendiren etken küreselleşme oldu. Şekillendirme, Çevre olarak tanımladığımız
gelişmekte olan ülkelerde, tepeden inme yöntemlerle gerçekleştirildi; süreçteki
belirleyici etken ise Merkez denilen en güçlü gelişmiş ülkeler ve onlardan
kaynaklanan büyük sermaye oldu ve olmakta” (2005:1). Kazgan Boratav’ın
emperyalizm olgusunun özne ve nesnelerini koymaktadır. O kadar ki Kazgan
Emperyalizm’in kültürel boyutunu ve kullandığı aracı da belirtmektedir. Yani
merkezden kaynaklanan büyük sermayenin çevre ülkelerdeki şekillendirmesine;
küreselleşmeye “karşı çıkmanın çağdışı kalmak demek olduğu, uyum sağlanmazsa
teknolojik değişmenin yarattığı yeni çağın dışında kalınacağı konusunda medya
C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 7, Sayı 2, 2006 185
yolu ile sürekli şartlandırıyor”(2005:1). Küreselleşmeyi kültürle etkileşimli
bağlamında değerlendiren İçli’de medyanın işlevini daha açık biçimde
betimlemektedir. O’na göre “ kültürel akışlar, görüntüler, semboller aracılığıyla
hızlı bir biçimde gerçekleşmektedir… Yeni iletişim ağları, bilgi ve görüntü akışları
küreselleşme sürecinin belirleyicileridir… Medya, imaj ve simgeler için oldukça
etkin bir dağıtım şebekesi oluşturmaktadır (2001:166).
Verilen tanım ve açıklamalarda küreselleşmenin teknoloji, ekonomik,
kültürel ve siyasal boyutlarının olduğu görünmektedir. Özellikle Kazgan’ın
açıklamalarından merkez-çevre kavramlaştırması ile açılanan süreç diğer tanım ve
açıklamalarda birlikte değerlendirildiğinde teknoloji ideoloji ilişkisini görmek
mümkündür.
Küreselleşmede coğrafi sınırların aşılabilmesini sağlayan teknolojinin çok
önemli bir belirleyiciliği olduğu açıktır. Bu teknoloji bir biçimde kullanılmıştır,
kullanılmaktadır. Hatırlamak gerekirse Kazgan’ın ifade ettiği tepeden
şekillendirme söz konusudur.
Daha açık bir anlatımı ile “ ideoloji teknolojinin nasıl kullanılacağını
belirleyen bir öğe olmaktadır. Bir örnek vermek gerekirse atomun parçalanması bir
teknolojik gelişmedir. Bunun, insanın kendi cinsini yok etmek için bomba olarak
mı, yoksa elektrik ve ısı olarak insanların mutluluğu için mi kullanılacağı bir
ideoloji sorunudur” (Kazgan 1981:22).
Kuşkusuz televizyon da bir iletişim aracıdır. Yani teknolojik bir
gelişmedir; teknolojidir. Bu teknolojinin nasıl kullanılacağı belirleyen ise
ideolojidir. Örneğin:
“ 01 Ağustos 1990 günü Kuveyt’in işgali ardından, Kuveyt’ten kaçan ya da
yurtdışında yaşayan Kuveytliler tarafından kiralanan bir ABD’li halkla ilişkiler
şirketi(Hill and Knowlton) tam 10 milyon karşılığında üretime geçmiştir. ABD
Kongresi’ne ifade veren Neyyire takma adlı bir Kuveytli genç kız, yürek
parçalayıcı bir gösteriyle “ yeni doğmuş bebeklerin, Kuveyt kliniklerindeki
kuvözlerden (incubator) çıkarılıp öldürüldüğü, kuvözlerin Iraklı askerlerce çalınıp
ülkelerine taşındığını anlatıyor, dünyaya naklen yayılan bu ifade herkesi
gözyaşlarına boğuyor, yüz milyonlarca insan “Vahşi Saddam’a artık bir ders
verilmesi” (Amerikan argonunda Kick his ass!) gerektiğine inandırılıyordu… bu
yalanın ortaya çıkarılması ve özür dilenmesi için de mumların yatsıya yanması bile
beklenmedi” (Arapkirli, 2001:18).
Ya da “ yine Saddam Hüseyin yönetiminin Körfez kıyılarındaki petrol
tesislerini havaya uçurup denizi bir daha tarih boyunca temizlenemeyecek düzeyde
kirlettiği yalanı, müttefik ağızlarca ortaya atıldığı gibi, CNN başta olmak üzere
Amerikan “networkleri petrole bulanmış zavallı deniz kuşlarının filmlerini
saatlerce yayınlayarak, sadece insanlara değil, hayvanlara bile eziyet eden
Saddam” imajını perçinlemeye kalkıştı. Sonradan bu filmlerde görülen kuşların
aslında yıllar önce Exxon-Valdez adlı tankerin yaptığı kaza sonucu (Alaska’da)
denize yayılan petrolden etkilenen kuşlar olduğu ortaya çıktı” (Arapkirli, 2001:20).
186 GÜLDİKEN ve ASLAN
İnsan-insan çelişkisinin ortaya çıkardığı ideolojinin, insan doğa çelişkisinin
ortaya çıkardığı “iletişim” teknolojisinin nasıl kullanıldığının belirlenmesine ilişkin
iki örnek. BU örneklerin 1990’lı yıllarda gerçekleşmiş olması nedeni ile konumuz
olan küreselleşme ile ilgili yukarıda verilen tanım ve açıklamalar bağlamında
verilmesi gerektiğine inanılmaktadır.
Teknolojik, ideolojik (ya da siyasal), ekonomik, kültürel, sosyal yönlerinin
olduğu verilmek istenen yukarıda verilen tanım ve açıklamalar ışığında girişilecek
kapsayıcı bir tanım olarak küreselleşmenin gelişmiş kapitalist ülkelerin (merkez)
uluslararasılaşmış sermayesi eli ile iletişim-bilişim teknolojilerini kullanarak geri
kalmış, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelere yönelttiği emperyalist düşünce,
girişim ve eylemler bütünü biçiminde tanımlanabileceği düşünülmektedir.
Esasında Boratav’ında değindiği gibi emperyalizm olgusunun olduğu gibi
süregeldiğinden de öte özellikle yukarıdaki ideolojiye örnek olarak verilen Körfez
Savaşları örneğinde kullandığı teknik itibarı ile geriye gittiği bile söylenebilir.
Bilindiği gibi emperyalizmin doğrudan işgal dönemini, anlayışını ya da
biçimini terk ederek dolaylı işgal anlayış, biçim ya da dönemine geldiği yakın
dönemlere kadar tartışılmakta hatta kabul görmekteydi…
Ancak küreselleşme süreci ile birlikte özellikle de Irak örneğinde
emperyalizm, geçmişteki, eski anlayış ve biçimine geri dönerek askerleri ile
doğrudan işgal eylemini gerçekleştirmiştir.
Küreselleşmenin tanım ve açıklamasını toparlamak gerekirse Kongar’ın
“toplumsal değişmenin dinamiği dediği; insan toplumlarının tümünü biçimlendiren
iki temel ilişki, ya da daha doğru bir deyişle iki temel çelişki vardır. Birinci temel
çelişki insan doğa çelişkisidir. Bunun sonunda ortaya insan-insan çelişkisi
çıkar”(1981:21) açılımı küreselleşme içinde geçerlidir denilebilir. Çünkü
küreselleşme denilen süreç ya da düşünce, girişim ve eylemler bütününde
teknoloji-ideoloji, maddi kültür-manevi kültür dizgisel etkileşimi görülmektedir.
KÜRESELLEŞMENİN TARİHÇESİ
“Küresel sözcüğünün yaklaşık 400 yılı aşan bir tarihi olmasına karşılık
küreselleşme kavramı 1960’larda kullanılmaya başlanmıştır. 1980’li yıllardan
itibaren de kullanımı sıklaşmıştır” (İçli, 2001:163).
Kazgan’a göre de “küreselleşme hiç de yeni bir olay değildir. Aslında
başlangıcı Rönesans’taki coğrafi keşifler ile önce yer kürenin her yanının
tanınmasına kadar uzanıyor. Olayın ilk basamağı bu. İkinci basamağı Birinci
Sanayi Devriminden, üçüncü basamağı İkinci Sanayi Devriminden
geçiyor”(2005:10). Kazgan’ın bu tarihsel dizgesinde yer alan coğrafi keşifler ile
önce yer kürenin her yanının tanınmasına kadar uzanıyor ifadesi, başlangıçta
verilen coğrafyanın sınırlandırma yeteneğinin azalması bağlamında
düşünüldüğünde, küreselleşmenin en azından etimolojik denilebilecek anlamı
açısından yerindedir. Coğrafyanın sınırlandırıcılığının azalması, iletişim-bilişim
teknolojilerinin gelişimi ile ilintilidir. Yoksa dünyanın herhangi bir yerinde
C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 7, Sayı 2, 2006 187
yaşayan birinin bir başka yerini görmesi, ya da dünyanın herhangi bir yerinden
haberdar olması elbette önceki dönemlerde varolan ulaşım teknolojisi ya da
olanakları ile de mümkündür.
Küreselleşmenin tarihçesi açısından Kazgan’ın çok önemli bir tespiti ise
genel küreselleşme olgusu ile sermayenin küreselleşmesi anlamındaki farktır. O’na
göre “sermayenin küreselleşmesi anlamında küreselleşme ise Birinci Sanayi
Devrimi’nin ürünü. Yeni keşifler ve icatlarla ulaştırma haberleşmeye yeni boyutlar
katan İkinci Sanayi Devrimi döneminde ise sermayenin küreselleşmesi olgusu son
buluyor”(2005:10). Kazgan bu açıklamasını sermayenin en temel özelliğine
dayandırıyor. Kâr ve kazanç güdüsü ya da kârın maksimizasyonu. Kazgan bu
olguyu tarihsel süreçleri vererek ifade ediyor: “İlginçtir finans kapital diye anılan
akışkan formların serbestçe girip çıkmaları ve sermayenin her biçimi ile ülke
sınırlarından içeri ve dışarı serbest hareketleri İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da
hemen geri gelmedi. Ancak 1970’li yılların ikinci yarısından sermayenin kâr
haddindeki düşüşü izleyerek ortaya çıktı. 1870’li yıllarda Avrupa’nın yaşadığı
Büyük Depresyon’un sermayeyi küreselleştirmesi yüzyıl sonra aynen tekrarlandı”
(2005:10). Yani sermaye kârının azaldığı zamanlarda değişik atraksiyonlarda
bulunuyor. Ya da kârını maksimize edebildiği yer ya da durumlar mevcut ise bir
alanda ekonominin makro gerekliliklerine uymayan davranışlar bile
sergileyebiliyor. Özetle sermaye için önemli olan kârının maksimizasyonudur.
Buradan hareket edildiğinde, eğer kârının maksimize olması gereksinmesi duymaz
ise ne denli uygun koşullar olursa olsun örneğin küreselleşme yönünde adımlar
atmaz. Kazgan’ın da belirttiği gibi azalan kâr oranları sermayeyi küreselleşme
dahil yeni arayışlara itebilmekte…
Gülten Kazgan’ın küreselleşmenin tarihçesi açısından bir diğer önemli
saptaması da bizim çalışmamızı da ilgilendiren ulus-devlet, giderek ulusalcılıkla
ilintilendirilebilecek bir durumdur. Kazgan sanal gerçeklik çağına özgü bir durum,
ya da kavram kargaşası yaratmak olarak nitelendirdiği ulus-devleti eleştirme
tutumuna yönelik olarak şu çarpıcı bilgileri vermektedir: “…Aynı teknolojik
gelişmeler … teknolojiler, teknolojik olanaklar 1850’lerden Birinci Dünya
Savaşı’na kadar geçen sürede sermayeyi küreselleştirirken, 1970’li yılların ortasına
uzanan sürede çok daha geniş teknolojik araçlar her yerde denetimli ekonomi ile
birlikte yaşamıştır”(2005:11). Yani küreselleşme savunucularının devlet
denetiminden rahatsızlıkları ya da itirazları tarihsel olarak doğrulanmak durumunda
değildir.
Küreselleşmenin tarihçesi açısından bakıldığında İkinci Dünya Savaşı’ndan
sonra ABD’nin öne çıktığı görülmektedir. Kazgan bu durumu Amerika’nın İkinci
Dünya Savaşı’ndan en az zararı görmesi ile açıklar Kazgan’ın ifadesi ile “bir
yandan 1930’lu yılların sonunda dahi tam atlatamamış olduğu Büyük Depresyon,
savaşım, silah sanayinden her türlü tüketim-yatırım malı sanayi ile ihracat artışı
yolu ile verdiği ivme sayesinde atlatıldı; güçlü bir büyüme baskısı ortaya
çıktı….Savaş aynı zamanda savaşa katılan Avrupa kadar diğer bölgelerdeki
188 GÜLDİKEN ve ASLAN
müttefik ülkelerin altın stoklarını, ithalatı finanse edebilmek için ABD’ye
kaydırmıştı” (2005:11).
Dolayısıyla ABD kapitalizmin temel güdüsü ya da amacı olan kârın
maksimizasyonu ya da yüksek kâr marjı olgusuna ulaşmış bir ülke olarak
küreselleşme süreci öncesinde avantajlı bir durumda idi. Amerika bu avantajlı
durumunu, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkacak olan uluslararası
ilişkiler düzleminde liderliği ele geçirecek biçimde örgütlenmelerde öncülük etti.
“Kısacası, savaş ABD’yi 19.yy. başındaki İngiltere gibi; neredeyse
Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk’a döndürmüştü. Bundan güç alan ABD
serbest piyasa ekonominin kendi koşullarıyla uygulanmasını istiyordu”(Kazgan,
2005:12).
Çalışmamızın bundan sonraki bölümlerinde tartışmaya çalışacağımız gibi,
güçlü olanların ya da kendini güçlü görenlerin istedikleri ekonomi politikalarının
serbest piyasa ekonomisi politikaları olmalarını anlamak mümkündür. Ancak
dikkat edilirse İkinci Dünya Savaşı’ndan çok güçlenerek çıkan ABD’nin istekleri
salt serbest piyasa ekonomisi uygulamaları da değil. Serbest piyasa ekonomisinin
aynı zamanda kendi koşullarıyla uygulanmasını istemekte.
Ancak küreselleşmenin tarihsel gelişim sürecinde “1950’li yıllarda bu kez
Soğuk Savaş’ın dünyayı ikiye bölmesi işleri güçleştirdi. Üstelik bu dönemde
merkezi planlı sosyalist ülkelerin ekonomide büyük başarılar sağladığı
görülüyordu. SSCB’ye ilave olarak 1959’dan itibaren Çin ve Uzakdoğu’da, Doğu
Avrupa’da bir dizi ülke merkezi planlı ekonomik sistemi uyguluyordu. İki merkezli
bir dünya oluşmuştu. ABD, Birinci Sanayi Devrimi’nde İngiltere’nin sahip olduğu
bütün koşullara sahipken, bu dönemde serbest piyasanın kendisine sağlayacağı
avantajlardan yararlanamadı” (Kazgan, 2005:12). Serbest piyasa ekonomisinin
ancak teoride mümkün olduğu tartışmaları bilinmektedir. Kendi paradigmasının
dışından bir rakip bir yana kendi iç işleyişinde tekelleşme eğilim, güdüsü nedeni ile
serbest rekabeti işletemeyen sistemin kendi dışından bir rakip karşısında serbest
piyasa ekonomisini işletmesi çok daha zor olmak durumunda idi. Hele de söz
konusu rakibin sistem içinde sömürmeyi temel ilke edindiği bir sınıfa yönelik
çağrıları, olumlu önerileri gündemde iken doğaldır ki bu durum çok daha zorlu bir
sürecin ifadesi olmak durumunda idi.
Kazgan’ın anlatımı ile “bir yanda merkezi planlı rejimlerin bu dönemde
sağladığı başarılar yıkılan Avrupa’da, başta Fransa ve İtalya’da komünist partileri
güçlendirmişti. Öte yandan sömürgecilikten yeni kurtulan bir dizi az gelişmiş ülke
kapitalizm karşısında farklı bir sistem arayışına girmişti… Soğuk Savaş koşulları
(ABD’nin istediği N. G) serbest piyasanın önündeki başlıca engel oldu: 1930’lu
yıllarda serbest piyasa ekonomisinin çökmesi, yüksek oranlı işsizlik ve
yoksulluğun ABD, Avrupa ve denizaşırı topraklarda yayılmasının başylattığı
sosyal devlet anlayışı 1970’li yılların ortalarına kadar devam etti’(2005:13).
Kapitalizmin liberalizm temelli uygulaması demek olan vahşi kapitalizm
karşısındaki güçlü seçenek sayesinde felsefesinden ve temel uygulamalarından
C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 7, Sayı 2, 2006 189
fedakarlık yapmak durumunda kaldı. Ya da farklı ifadelerle vahşi kapitalizme gem
vurabildi.
Piyasa ekonomisi yegana anlayış olmaktan çıktı. “piyasa ekonomisi
yanında yol gösterici planlama ile gelişmekte olan ülkelerin kalkınmasına destek
geldi: Sermaye hareketleri, her biçimiyle denetim altına alınmış, finans kapital
olgusunun baş kaldırmasına olanak verilmemişti” (Kazgan, 2005:13).
Dolayısı ile kapitalist ekonomi sisteminde finans kapitalin ya da bir başka
ifade ile ticaret burjuvazisinin egemenliğinin de karşı, rakip sistemin varlığı ile
ilintisinden söz etmenin mümkün olduğu kabul edilebilir. Zira, sosyalist seçeneğin
ortay çıkıp güçlenmesi sırasında güç yitiren finans kapitalin, sosyalist seçeneğin
ortadan kalkması ile yeniden öne çıkmasının çarpıcı bir tür benzerlik olduğu
düşünülebilir.
İleriki bölümlerde tartışılmasının düşünüldüğü üzere, sanki benzer sebepler
benzer sonuçları doğurur ilkesi uyarınca, işçi sınıfı ideolojisi denilebilir ki üreten
insanın ideolojisidir teoride de olsa. Dolayısı ile yine Kazgan’ının söylediklerine
dönülecek olunursa, “sermaye üretken yatırımlar yolu ile kâr edebildiği bir sürece
sokulmuştu” (2005:13).
Küreselleşmenin tarihçesi bağlamında önemli aşamalardan biri olan
sosyalist seçeneğin bir etkisi de kaçınılmaz olarak “serbest piyasa-sınırsız sermaye
hareketleriyle yürüyen vahşi kapitalizm, sosyal devlet tarafından dizginlenebiliyor,
böylece Batı Bloğu’nda SSCB yanlısı olabilecek komünist faaliyet sınırlanıyordu”
(Kazgan, 2005:13).
Doğaldır ki sosyalist seçeneğin varlığı ile birlikte her iki sistem de birbirini
kollar, gözetir duruma gelmiştir ve bu durumda giderek birbirine yaklaştılar
denilebilir.
“Ne var ki bu iki kutuplu dünya da devam edemedi. ABD ile silah
yarışında geri kalmamak için SSCB ve çevresindeki ülkelerin yapmak zorunda
olduğu ağır silahlanma harcamaları tüketim mallarında kıtlıklar yaratırken, giderek
daha iyi eğitim görmüş halk kitlelerinin artan üretim talepleri ile ciddi çelişkiler
doğurdu. Ağır siyasal baskılar özgürlükleri kısarken özgürlük talepleri de
karşılanamadı. Bunlara, SSCB’ye dahil çok sayıda
farklı halklar kadar Doğu Avrupa’nın bağımsızlaşma talebi, SSCB’nin elektronik
devriminde geri kalmış olmasının, askeri sanayilerde göreli gerilemeyi getirmesi
eklendi. BU etkenler, SSCB’yi ve bloğunu parçalamak için başta ABD Batı’nın
uyguladığı dış politikalara bunların çok duyarlı olmasına yol açtı. Sonunda Doğu
Bloğu dağıldı, SSCB’nin dağılması onu izledi” (Kazgan 2005:13).
Bu aşamadan sonra doğal olarak dünya ABD’nin önderliğinde tek kutuplu
haline döndü. Ancak bizlerin de en temel özelliğinin daha doğrusu en baskın
ideolojik özelliğinin emperyalist düşünce, girişim ve hareketler bütünü olarak
gördüğümüz küreselleşme sürecinin bundan sonrası ile ilgili durumu için iyimser
olmak kolay değildir.
190 GÜLDİKEN ve ASLAN
Çalışmamızın bundan sonraki bölüm yada bölümlerinde küreselleşmenin
gerçekleşme durumu, sonuçları, ulus, ulus-devlet ve ulusalcılık ele alınmaya
çalışılacaktır. Ancak küreselleşmenin bizce en temel özelliği olan bir yanına özel
bir ağırlık verilmesi düşünülmektedir. Şöyle ki; çalışmamız küreselleşme ve
ulusalcılık temelindedir. Küreselleşmenin gündeme getirdiği, ekonomik, siyasal,
kültürel vb. tüm kavram, olgu ya da kurumların tümü ulusun, ulus-devletin,
ulusalcılığın açtığı kavram, olgu ya da kurumlardır. Çalışmamızın önemli bir ayağı
da küreselleşmenin gündeme getirdiği aşılmış, terkedilmiş, geride bırakılmış
kavramlar bağlamında ele alınması olacaktır.
geçen senelerde çıkan 2 soruyu kitaptan taradım ama dosya ekleme olmadığı için atamıyorum buraya ama yapılırsa atıcam soruların cevaplarını
Başka bir siteye yükle (Rapidshare, Netload ya da Imageshack vb...). Yükledikten sonra linkini yaz buraya. Daha kolay olur.
elimde kitap fotokopisi var kırtasiyeden alınmış.
ricaetsem sayfa numarasını yazabilirmisin.
http://www.e-konomist.net/kureselle...
arkadaşlar ben bu siteden okudum biraz. bayaa anlaşılır bunu bikez okursanız aklınızda yazacak bişeyler mutlaka kalır diye düşünüyorum. 2000 li yıllar için bişey yazmıo ama onuda araştırmak lazım sorabilir gibi.
bılgılerınızı beklıyoruz.