You are hereForum / Müzik / Mircan

Mircan


No replies
nd
nd kullanıcısının resmi
User offline. Last seen 17 hafta 4 gün ago. Offline
Joined: 07/11/2006

Dilsizim,
Sağır değil.*

Bazen konuşamazsınız. Konuştuğunuzu sanırsınız. Çoğu zaman susarsınız. Sözcüklerinizi kaybedersiniz. Konuşmaya çalıştığınız sözcüklerinizi bulamazsınız. Aramakla bulamazsınız kaybettiklerinizi. Sizin sözcükleriniz kayıptır. Kayıp sözcüklerle konuşmaya çalışırsınız. Konuşamazsınız. Bir şey vardır içinizde boğulan. Boğarsınız. Boğulursunuz. Sizin sözcükleriniz yoktur. Boğulursunuz kayıp sözcüklerinizde. Sessiz çığlıklar atarsınız. Nihayetinde karalar bağlarsınız. Bir ömür susarsınız. Lal olursunuz. Ya da siz öyle sanırsınız. Sonra bir ses duyarsınız. Mircan çıkar karşınıza. Kadim bir suskunluğun sesini bulursunuz sesinde. Sözcüklerinizi bulursunuz. Dile gelirsiniz. Ve böyle bir girizgâhla başlarsınız yazıya.
Batum göçmeni Megrel bir ailenin kızı olan Mircan Kaya, Doğu Karadeniz’in Gürcistan sınırına yakın bir dağ köyünde doğmuş. Belki de bulunduğu coğrafyadan ötürü farklı bir çocukluk dönemi geçirmiş; her türlü sesi merak edip anlamaya çalışması, seslerle konuşması, seslerle arkadaş olması, 12 yaşında gitar çalmaya başlaması, şarkı söylemesi, insanların şaşkınlıkla ve merakla dinlemesi. Tıpkı masallardaki gibi. Gerçek bir masal gibi.
Birincilikle biten ortaokul döneminden sonra Nişantaşı Kız Lisesi’ne kaydını yaptıran Mircan, artık daha güzel cümleler kurabiliyordu daha mutlu olabiliyordu. Yeni bir gitar almıştı. Çok istediği gitarı alabilmişti nihayet. Ama biraz acımasız davranıyordu hayat; 17 yaşındayken gitar öğretmeniyle beraber Tünel’den aldığı siyah caz gitarının buruk bir sevinci vardı. Zira kısa bir süre önce babasını kaybetmişti. Ama Mircan’ın yaşadığı ilk travma bu değildi. Henüz 13 yaşında iken ağabeyi Mehmet Emin’i kaybeden Mircan ikinci kez alacaklı oluyordu hayattan. İlk besteleri, ingilizce şarkı sözleri yine bu gitar sayesinde daha farklı anlamlar kazanıyordu. Elinde yeni bir gitar, aklında onlarca ezgi, kalbinde derin bir acı, omuzlarında ağır bir yük, yüzünde ise hiç eksik olmayan bir gizem eşliğinde üniversite hayatına başladı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İnşaat Mühendisliği okuyan Mircan, arkadaşlarıyla kurduğu senfonik rock grubunda kendi bestelerini söyleme devam etti. Diğer yandan başarılı bir öğrenim hayatını sürdürüp, burslu olarak gittiği Ürdün’de yine kendisinden beklenileni yaparak sahnede arz-ı endam eyledi ‘Yesterday’ ile. Boğaziçi Üniversitesi’nde Deprem Mühendisliği masterı yaparken ise iki çocuk sahibiydi. Evet iki çocuk annesiydi Mircan. Hayatta bazı şeylerin aynı anda gidebileceğini adeta ispatlıyordu; iyi bir anne, iyi bir öğrenci, iyi bir sanatçı olunabileceğini. Hem zamana hem de hayata inat.
Aralık 2004’e gelindiğinde ‘Bizim Ninniler’ albümünü yayınlayan Mircan, 2005 yılında bu toprakların gördüğü en güzel albümlerden biri olan dokuz parçadan oluşan ‘Kül’ albümünü çıkardı (Bu albüm 2007 yılında yeniden düzenlenerek Mircan’ın kurduğu Ucm’den Kül & Ashes adıyla tekrar yayınlandı). Albümde hiçbir enstrüman kullanılmadan kaydedilen Tuşuti bölgesine ait olan ‘Tuşuri’ manisi, yürekleri burkan ‘’Osman’um’’ ağıdı gibi harikulade parçalar yer alırken peşi sıra çıkan ‘Sala’ albümünde ise daimi dostlarıyla birlikte farklı yerlere farklı zamanlara tıpkı çocukluk yıllarındaki gibi yolculuğa çıkıyordu. Kısa bir sessizlik döneminden sonra 2008 yılında ‘Numinosum’ albümünü yayınladı.
2008’in Eylül ayında ise Once Upon a Time in Mingrelia – OUTIM (Bir Zamanlar Megrelya’da) albümüyle karşımıza çıktı. Aslında bu albümü sırf ‘albüm’ demekle geçiştirmek çok büyük haksızlık olur; nitekim elimizde albümden çok daha ötesi var. Albümün yanında Pelin Özer’in haikularından, Mircan’ın yazdığı hikâyelerden, Arzu Başaran’ın resimlerinden ve sayamadığımız onlarca şeyden oluşan 145 sayfalık bir kitapçık var keşfedilmeyi bekleyen. Kayıtları Bristol’de caz grubu Limbo ile gerçekleştirilen albümde yer alan parçalar Megrelce/Lazca dilleri ile seslendirildi. ‘Tcinkhaşi Meseli ‘ ile açılan bu büyülü albümde bizim pek bi beğendiğimiz ‘Karmatte Gola Gza’ parçasında yaklaşık dokuz dakikalık bir ayin yapıyoruz ağır ağır giden melodiler eşliğinde. Parçaları dinledikçe kâh cinlerle haşır neşir oluyoruz (korkuyoruz-gülüyoruz), kâh uykuya dalıyoruz ‘Mircanişi Nani’ ile. Bazen de haykırıyoruz ‘Ne Yapalım Ey Oğul’ diyerek, ama çoğu zaman Bristol’ün o sıkıntılı sokaklarında dolaşıyoruz, kimi zaman da Cxala’ya gidiyoruz ‘Yamo’ ile. Kısacası çok doğal ama çok farklı şeyler hissediyoruz OUTIM albümünü tamamlayınca. Şairin de dediği gibi bir teneke parçasını eğip büküyoruz gün boyu, dışarıda usul usul yağan yağmurun sesiyle Mircan’ın sesi dans ederken. Öylesine mutlu. Öylesine hüzünlü. Nedenini bilmeden. Nedenini sormadan. Kayıtsız. Şartsız. Kayıtsız. Şartsız…

*Mircan
Mircan with Limbo / Once Upon a Time in Mingrelia / UCM