iş bulma kaygısına bağlı intiharlar

İnternette gezinirken denk gelen bir haber epey ilgimi çekti. Şöyle ki; Çin'de, merkez üniversitelerde oldukça iyi pozisyonlarda eğitim alan gençlerde son dönemde çok fazla intihar vakasına rastlanmaya başlamış. Bu durumdan ötürü panik olan bilirkişiler bu konuyla ilgili araştırmalar yapmaya başlamışlar. Özellikle iş bulma dönemine denk gelen mayıs civarında gerçekleşen bu intiharları bir de Çin ekonomisiyle bağdaştırmışlar. Şimdi okudum ve pastadan payını alma sıkıntısına düşmüş Pekinli üniversite öğrencileri bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiverdi. Adı aklımda başka bir ülkenin durumunu hatırlattı biraz. Yaşama azmimize hayran kaldım. Paylaşmak istedim..
Habere rast geldiğim site budur..
__________________________

Konunun zeminini tahlil eden bir makale paylaşmak istiyorum.....

Eğitim ve işsizlik -1
Cemil Ertem

Eylül ayı önemli; okullar açılacak. Türkiye devasa eğitim sorunlarını bir kez daha hatırlayacak. Her yıl okula başlayan çocukların okula adım atma masrafları gazetelerde listelenir ve herkes kara kara düşünmeye başlar. Aile bütçeleri eylülde borç yazar. Eylül ve ekim ayları bireysel tüketici kredilerinin en çok arttığı aylardır. Kredi kartlarının limitleri bu aylarda dolar. Kasım başında kış masraflarına para kalmaz. Bunlar şimdiye kadar yaşadığımız geleneksel dertlerimizdi. Ama artık eğitim sorunu bu değil.

Şimdi sorun çok daha büyük ve kapsamlı. Çünkü artık "biz aç kalalım çocuğumuz okusun, adam olsun" düşüncesi geçerli değil. Çocuğunuzun okusa bile hayatını kazanacak bir meslek sahibi olması çok şüpheli. Mühendis, hukukçu, iktisatçı hatta tıp doktoru; bunlar artık sadece diploma. Niye mi; Türkiye'deki eğitim sistemi niteliksiz, küresel emek piyasalarının ihtiyacı olmayan insanlar üretiyor. Eğitim sistemimiz çağdışı. Üniversite ayrı bir sorun ama oraya gelene kadar da olanlar tam bir ziyanlık.

Türkiye sanıldığının aksine işgücü bol bir ülke değil artık. Çünkü geleneksel karşılaştırmalı üstünlükler kuramı artık geçerli değil. Dış ticaretin özü olan bu kuram gelişmiş ve gelişmemiş ülke ayrımına ve karşılaştırmasına dayanırdı. Ancak Çin başta olmak üzere Asya'nın son otuz yıldaki gelişimi gelişmekte olan ülkelerinde birbiriyle olan ticaretini ve faktör donanımlarını sürece dâhil etmiştir. Buna göre Türkiye, Avrupa ölçeğinde değerlendirildiğinde işgücü bol bir ekonomi sayılabilir. Ama dünya ölçeğinde örneğin Çin'le karşılaştırıldığında işgücü kıt bir ülkeyiz. Bunun etkisi dış ticaretin serbestleştiği ortamda işgücü bol ve ucuz ülkeden az ve pahalı olan ülkelere ucuz mal akımı şeklinde oluyor ve bunun sonucu da ucuz mal akımına maruz kalan ülkelerde niteliksiz emeğin işsiz kalmasıdır.

Neoklasik iktisat kuramı, ticaretin serbestleşmesinin gelişmekte olan ülkelerde becerisiz işgücünün getirişini artırarak ücret dağılımında eşitlik yönünde bir etki yapacağını savunur. Bu olgu bu ülkelere yabancı sermayenin girmeye başladığı ve yeniden yapılandığı ilk yıllarda geçerli olabilir. Nitekim verilerde bunu doğrulamaktadır. Ancak orta ve uzun vadede bu ülkelerin eğitim sistemleri nitelikli emek üretmediği için işsizlik artacak ve artan yedek işçi ordusu ücretleri aşağıya çekecektir.

Bu ülkelerde ücretler hem verimlilik artışlarıyla hem de enflasyona bağlı olarak erimektedir. Bunun en büyük nedeni de Türkiye'nin nitelikli ve küresel emek piyasalarının talebi olan emeği üretememesidir. Şimdi Türkiye'de olan aynen budur.

Kamuda ve başta tekstil olmak üzere birçok işkolunda çalışanlar haklı bir hak arama mücadelesine girmiştir. Örneğin tekstilde olan ücret erimesi ve işsizlik Türkiye'de, Çin gibi ülkelere göre işgücünün kıt olmasına bağlıdır. Çin işgücü daha bol olduğu için ucuz ürettiği mallar ile önemli bir rekabet üstünlüğü yakalamıştır.

Öte yandan uygulanan neoliberal politikalar sonucu ücret erimesi bir hükümet tercihi olarak ortaya çıkmaktadır. Kamu çalışanların da durumu budur. Devletin uyguladığı yalnız ücret erimesi politikası değildir. Devlet eğitimden de çekilerek (kalitesiz ve çağdışı bir sistemi yürüterek) işsizliğin de orta ve uzun vadede nedeni olmaktadır.

Bu bilinçli bir tercihtir. Çünkü eğitim sisteminin niteliksiz emek üretmesi işsizliği artırarak ücretleri aşağıya çekecektir. Tabii bu politikanın bir diğer yanı da hacmi milyarlarca dolar olan eğitim sektörünün, üniversiteler dahil, küresel hizmet piyasalarına açılmasıdır.

Düz devlet liselerinin durumu ortada. Meslek liseleri de giderek kuruluş amaçlarından uzaklaşmakta ve sistemin ihtiyacı olan ara eleman yetiştirmesinde yetersiz kalmaktadır. Üniversiteler zaten YÖK'ten beri hem doğru dürüst akademisyen hem de nitelikli meslek elemanı üretememektedir.

Türkiye'de üniversite bitiren bir çocuğumuzun Avrupa'nın herhangi bir ülkesinde hemen iş bulması bizim ölçümüz olmalıdır. Halbuki bundan çok uzağız. Üniversite mezunları dil bilmedikleri, yeterli mesleki ve akademik donanımları olmadığı için Türkiye de bile işsiz. Evet, Türkiye'nin eğitim sistemi işsiz üretiyor ve bu en büyük sorunumuz.

Haftaya devam edeceğiz.

Kaynak

elezer kullanıcısının resmi
...........

Tabutlara sığmayacak kadar intihar var, şeytanın siparişi
dünyanın ninnisi olmuş sirenler, ya RAB bizi özler
Şah damarım attıkça yaşını silerim çeşmin, solar hayat resmin
umut nerdesin, nerelere gittin ben seni göremeden?

hababamın ruhu kaçtı gel de gör Rıfat

__________________________

ve bende boş kuyuya ip salıp çıkardım 46 deliyi

....

iş bulma kaygısını sona erdirdiği ortada olsa gerek...

işşiz kalınca nie intihar

işşiz kalınca nie intihar etmişlerki aç kalınca zaten ölecekler kusuruma bakmayın bu duruma ancak ağlancak halimize güleriz