18. Yüzyıldan günümüze bazı analizler

18. Yüzyıldan itibaren başlayarak gelişmiş ülkeler, gelişmemiş ülkelere yönelik olarak sömürü politikaları uyguladılar. Bu politikaları uygularken kullandıkları en etkin iki araç ekonomik üstünlük ve askeri açıdan üstünlük oldu.Örneğin İngiltere sanayi devriminden sonra geliştirdiği teknoloji ile ülkenin talebinin tamamını karşıladıktan sonra elindeki üretim fazlasını dünya ekonomisine sunma kararı aldı.Bir yandan hem elindeki malları elden çıkarması lazımdı, diğeer yandan ise sanayi devriminin itici gücü olarak yarışa bir adım önde başladığının farkında olarak,diğer ülkelere sunacağı hikayeyi çok iyi yazması gerekiyordu.

Sonuç olarak serbest ticaret fikrini ortaya atarak bütün ülkelerden gümrük duvarlarını kaldırmalarını, böylece ortaya çıkan malların serbestçe dolaşabilmesine imkan sağlanacağını ve ticaretin gelişeceğini öne sundular. Halbuki gümrük duvarları kalkınca, inanılmaz düşük maliyetlere ürettikleri tekstil ürünlerini dünya piyasalarına sokarak, hem büyük ölçüde zenginleşeceklerdi, hem de bütün piyasaların hakimiyeti onların elinde olacaktı. O dönemde Almanya ve İngiltere’ye yetişmeye çalışan diğer Avrupa ülkeleri, gümrük duvarlarını kaldırmadılar.Ekonomik olarak dışa bağlı olan Osmanlı Devleti ve Hindistan gibi pazarları açık ülkeler, İngiltere’nin hedefi oldular.Özellikle Osmanlı’da dokuma tezgahlarının çöküşünde bu faktör önemli rol oynamıştır.Dokuma tezgahlarında emek-yoğun ve yüksek maliyetli ürünlerin yerini fabrikalarda üretilen teknoloji-yoğun İngiliz ürünleri aldı.Osmanlı ekonomisinin temel taşlarından biri olan dokuma tezgahlarıyla beraber, ekonomide önemli paya sahip olan birçok sektör de, İngiltere’yi yakalamaya çalışan diğer Avrupa ülkeleri ürünleriyle Osmanlı pazarına girdiler. 1914 lere kadar Osmanlı ekonomisini Tarım ayakta tuttu.

Şimdi bunu günümüze çevirdiğimizde, yeteri kadar büyüme gerçekleştirmemişiz. Hatta 20.YY da %1 lik büyüme farkları bile gelişmiş ülkelerle aramızdaki uçurumu açmış. 1950 lerde Japonya ile kişi başına düşen milli gelirimiz hemen hemen aynıyken, günümüzde aradaki farkı kapatıp Amerika’ya en çok yaklaşan ülkelerden biri Japonya’dır. 50 senede bu kadar ne degişmiştir? Ne olmuştur da biz 90 larda krizlerle boğuşurken Japonya ekonomisi sürekli büyümüştür? Bence bunun cevabı basittir. Ekonomi devlet tarafından sürekli olarak desteklenmiş, ihtiyaç olan talep yaratılmış ayrıca yatırımcılar teknolojiyi sürekli geli�?tirirek hem karlarını hem de arz ettikleri ürünlerini satmak için ihtiyaç duydukları talep miktarını optimum seviyelere çıkarmak için değişik teknikler uygulamışlardır.

Bizde de 1950 lerden sonra tarıma önem verilmiş, fakat kore savaşından sonra düşen tarım ürünleri fiyatları dolayısıyla artan ithalatımızı, ihracatımız karşılayamamaya başlamıştır.Sonraları uygulanan ithal ikameci modeli ise sanayiciler tarafından iyi değerlendirilememiş,kar maksimizasyonu peşinde koşarken ar-ge ye verilmesi gereken önem verilmemiştir.İthal ikameci model, 10 yıllık bir dönem sonucunda sona erdirilmesi gerekilen bir geçiş dönemi olması gerekirken Türkiye ithal ikameci modelden paldır küldür çıkmış, ihracata dayalı büyüme modeline geçmiştir. Bir ülke ithal ikameci modelle, ihracatla ülkeye giriş yapacak malları kendi üretmeyi amaçlar. Bunu Türkiye neden 10 yıllık süre içerisinde becerememiştir? İthal ikameci modelden vazgeçip, ihracata dayalı modele geçmeye çalıştığında neden tökezlemiştir? Bunun aslında birsürü cevabı vardır. Bence bu modellerin başarısızlığında etkili olan faktörlerler şunlardır.

İlki o dönemde özel sektörün hükümet üzerindeki yaptırım gücüdür, ki bu gücü iyi yönde kullanmış olsaydı şimdi refah seviyemiz çok daha yüksek olurdu. İhracata dayalı büyümede, başımızı çok ağrıtan hayali ihracat belasıdır.Devletin yardımı, sanayiciler tarafından hayali ihracat yapılarak, naylon faturalarla sömürülmüştür.
Devamı gelecek...

[b]Serdar Özsoy (İktisat İ.Ö)[/b]
__________________________

Will you wait for me there...where our autumn dawns? Will you welcome me into your arms once more?